• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/dilbilimciyamanarikan
Takvim
Site Haritası
Yaman Arıkan
info@yamanarikan.com
Müslüman Kimdir?
24/08/2014
Müslüman, diğer müslümanlara elinden - dilinden kötülük gelmeyen kişidir. 
- Hadis - 

Farzedelim ki, atom bombası yapacağız. Atom bombasının bize sağlayacağı faydaya ihtiyacımız var. Öyle ise: 
 
a) Atom bombasının formülünü yâni hangi maddelerden yapıldığını doğru olarak bilmek, 
b) Bu maddeleri tedârik etmek, 
c) Fiilen harekete geçip bombayı imâl etmek zorundayız. 

Eğer: 
a) Atom bombasının nasıl yapıldığını doğru olarak bilmiyorsak, 
b) Veya bombanın yapımı için gerekli maddeleri tedârik etmemişsek, 
c) Veyahut da formülü bildiğimiz, gerekli maddeleri de tedârik ettiğimiz halde fiilen imâl işine girişmezsek bombaya sâhip olamaz ve bize sağlayacağı faydadan mahrum kalırız. 

Başka bir misâl: 
Farzedelim ki, bedenimizde bir rahatsızlığımız var. Bunun bertaraf edilebilmesi için: 
a) Önce doğru bir teşhis gerek. 
b) İkinci olarak, bu teşhise uygun bir tedavi şekli ve ilâçlar gerek. 
c) Nihâyet, bu ilâçların fiilen kullanılması ve teşhise uygun olarak tedavide tatbik edilmesi gerek. 

Eğer: 
a) Hastalığa doğru bir teşhis konulmamışsa, 
b) Veya doğru teşhise uygun ilâçlar tedârik edilmemişse 
c) Veyahut da doğru teşhis konulduğu ve ilâçlar da tedârik edildiği halde fiilen tedâvi yoluna girişilmemişse hastalık devam edecektir. 

Bu kaideyi, değişik ifâdelerle bütün içtimâi dert ve meselelerimize tatbik edebiliriz. Biz burada misalleri daha fazla çoğaltma lüzumunu hissetmiyoruz. Zirâ seçkin kitleden oluşan değerli okuyucularımız bunu bizzat kendileri yapacaklardır. 

Konumuz din olduğuna göre, şimdi bu kaideyi cemiyet-din münâsebetine tatbik edelim. Önce dinin ne olduğunu kısaca bilmemiz lâzım: 

Din, Allah tarafından insanlara gönderilen "İlâhi esaslar manzumesidir" Gâyesi, insanlığa huzûr, sükûn, saâdet ve selâmet yollarını açmaktır. 

Görüldüğü gibi, tarifde iki esas mevcuddur. Bunlardan biri, dinin ilâhî oluşu yâni esaslarının Allah tarafından gönderilmiş bulunmasıdır. Diğeri de, dinin getireceği faydanın, insanlara yönelik bulunmasıdır. Bunu tıpkı bir doktor ile hastasının durumuna benzetebiliriz. Doktorun, hastasına verdiği ilâçların ve her türlü tavsiyelerin faydası, doktorun kendisine değil, hastaya yönelikdir. Yâni verilen ilâçları kullanmanın ve diğer tavsiyeleri tutmanın faydasını hasta göreceği gibi, aksi halde de zarar görecek olan yine hastadır. Her iki halde de doktora herhangi bir şey olmaz. Tıpkı bunun gibi, bir ilâhi esaslar manzumesi olan dini yaşamanın faydasını insanlar görecekdir. Her iki halde de Allah'a râci herhangi bir fayda veya zarar mevzubahis değildir. 

Dinin faydası insanlara ve cemiyete yönelik bulunduğuna göre, yazımızın başında verdiğimiz kaideyi bu meseleye tatbik edelim: 

Dinimizin gerek münferiden şahsımıza ve gerekse topyekûn milletimize sağlayacağı faydaların husûle gelebilmesi için: 

a) Öncelikle onun hakikatini, mâhiyetini, ne olup ne olmadığını doğru olarak ve eksiksiz bir şekilde bilmemiz gerekir. Atom bombasının nelerden yapıldığını doğru olarak bitmezsek onu imâl edemeyiz. Hastalığımıza doğru bir teşhis koyamamışsak isâbetli bir tedâvi tatbik edemeyiz. Dolayısıyle, atom bombasının bize sağlayacağı faydaya sâhip olamayız, hastalıkdan kurtulamayız. Tıpkı bunun gibi, ne olup ne olmadığını doğru olarak bilemediğimiz dini, yaşayışımızda da doğru olarak tatbik edemeyiz. 

b) Hakikati ve mahiyeti ile doğru olarak bildiğimiz esasları yaşayışımızda tatbik etmemiz gerekir. Atom bombasının formülünü doğru olarak bilmemiz ve bunun yapımı için gerekli mâddeleri tedârik etmiş bulunmamız kâfi değildir. Bir de, fiilen harekete geçip bombayı imâl etmemiz gerekir. Hastalığımıza doğru bir teşhis koymuş olmamız ve gerekli ilâçları da tedârik etmiş bulunmamız kâfi değildir. Bir de o ilâçları fiilen kullanmamız ve tedâviyi tatbik etmemiz lâzımdır. Tıpkı bunlar gibi, dinimizi hakikati ve mâhiyeti ile sâdece bilmiş olmamız kâfi değildir. Aynı zamanda yaşamamız da gerekir. 

Yurdumuzun falan yerinde yeraltında zengin maden kömürü bulunduğunu sâdece bilmiş olmamızın bize sağlayacağı bir fayda yoktur. Bu bilgimize ilâve olarak, fiilen harekete geçip yeraltından madeni çıkarma ameliyesini de gerçekleştirmemiz gerekir. 

Bütün bunlardan sonra, şimdi kendi kendimize şu soruları soralım. Acaba bugün: 
a) Dinimizi hakikati ve mâhiyeti ile doğru olarak biliyor muyuz? 
b) Dinimizi yaşıyor muyuz? Eğer bu her iki soruya da müsbet olarak cevap verebilirsek, gerek ferdler olarak ve gerekse topyekün, millet olarak dinimizin bize açacağı huzur, sükûn, saâdet ve selâmet yollarından faydalanabiliriz. Aksi halde, boş yere kendimizi avutmuş, havanda su dövmüş oluruz. 

Bizim müşahedelerimize göre bugün bu sâhadaki umumi manzara şudur: 
a) Uzun yılların ihmâli neticesi dinimizin hakikati ve mâhiyeti ruhsuz ve şekilci bir takım kaidelerle küllendirilmiştir. Bu yüzden, geniş kitleler, dini bu ruhsuz ve şekilci kaidelerden ibâret sanmakta ve buna uygun bir dînî yaşayış içinde bulunmaktadırlar. 

b) Geniş kitleler, samimi bir şekilde dini yaşamak istemekte ve hattâ yaşamakta, fakat anlayış yanlış olduğu için, beklenen fayda hâsıl olmamaktadır. Tıpkı yanlış teşhise tatbik edilen tedavinin faydalı olmaması gibi. 

Yazımızın başlığı, "Müslüman Kimdir?" şeklindeydi. Bu sorunun cevâbını elbette en doğru olarak dinin tebliğcisi verebilir. İşte Allah'ın Resûlü, başta meâlini vermiş bulunduğumuz hadisleri ile bu cevabı vermiştir: 

Müslüman, diğer müslümanlara elinden - dilinden kötülük gelmeyen kimsedir. 

Bir ilâhî esaslar manzumesi olan dinin faydasının insanlara yönelik bulunduğunu söylemiştik. Peygamberimizin yukarıdaki hadisi bunu ne de güzel ifâde etmektedir. Zirâ insanlar iyiliği de kötülüğü de yine insanlardan görürler.

Başka bir ifâde ile, insanlara iyilik de kötülük de yine insanlardan gelir. Bu iyilik veya kötülük, ya elden gelir, veya dilden. Sâdece zihinde doğan, fakat dile veya ele intikal etmeyen bir iyilik veya kötülük fikrinin, başkalarına ne faydası dokunur, ne de zararı. Demek ki bir düşüncenin faydalı veya zararlı olabilmesi için onun, behemehal ele veya dile intikal etmesi gerekmektedir. İşte bunun içindir ki Allah'ın Resûlü, el ile dili zikretmiş, zihinde tasavvur hâlindeki düşünceye hiç temas etmemiştir. 

Ümit ederim, değerli okuyucularımız, el ile dilden gelen kötülüğü, sâdece el ile dövmek, dil ile de sövmek şeklinde anlamazlar. Her ne kadar bunlar da elden-dilden gelen birer kötülük ise de, belki de en son hatırlanması gereken şeylerdir Şimdi hadisin anlaşılmasında birer anahtar vazifesi görecek şu müşahedelere bir göz atalım: 

Siz, daha az emekle ve daha az masrafla daha çok para kazanmak için; dayanıksız, çürük-çarık mal imâl ederek piyasaya süren ve yaptığı sürüme göre belki de milyonlarca insanın canını yakan şu insanlara ne dersiniz? Hileli olarak hazırlanan veya imâl edilen bu mallar el ile yapılmıyor mu? Dil ile de vatandaşa takdim edilmiyor mu? 

Siz, daha az masrafla daha çok para kazanmak için hileli ve sağlığa zararlı yiyecek maddeleri hazırlayan ve satan şu insanlara ne dersiniz? Kısa yoldan çok para kazanma hırsıyle, vatandaşın sıhhati ve hayatı ile bile oynayan bu insanlar, o maddeleri el ile hazırlamıyorlar mı? Dil ile de bizlere sunmuyorlar mı? 

Siz, bazı büyük şehirlerde, sırf fiatlar düşmesin de daha çok para kazansınlar diye bazı yiyecek maddelerini zaman zaman denize döken veya deposunda çürüten şu insanlara ne dersiniz? Denize o yiyecekleri, eller dökmüyor mu?

Sonra da, yine o ellerin bulunduğu vücutlardaki diller de, "Mal az geldiği için fiatlar ucuzlamadı." demiyor mu? 
Çarşı-piyasa, iş-güç hayâtına şöyle bir bakarak gerisini sizler sıralayın değerli okuyucularım. Ve, Allah Resûlünün hadisini bir kerre daha okuyun: 

Müslüman, diğer müslümanlara elinden dilinden kötülük gelmeyen kişidir. 
 
Olaylara Bakış Dergisi 15. Sayı 1983 


670 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Kur'ân Nedir ? (5) - 24/08/2014
Bugünün müslüman topluluklarının Kur'ân denince ne anladıklarını ve tatbikattaki durumun ne olduğunu kısaca gözden geçirmekte fayda vardır.
Başarının Sırrı - 24/08/2014
İnsan ancak çalışdığına erişir. - Kur’ân-ı Kerîm -
Milli Ölçülerimiz - 24/08/2014
• Milletin efendisi ona hizmet edendir. - Hadis -
Katliâm - 24/08/2014
Şu insanoğlu; fıtratı itibariyle rahata, kolaylığa, hiç terleyip yorulmadan kazanmağa ve hiç zahmete katlanmadan ömür sürmeye ne de düşkündür..
Yeni Fetihlere Doğru - 24/08/2014
Fetihlerin en başta geleni millî benliğimize, yani kendi öz varlığımıza dönüş fethidir.
İşe Nereden Başlamalıyız? - 24/08/2014
Ey îmân edenler! Siz kendinize bakın. Eğer siz doğru yolda iseniz, sapıtanlar size zarâr veremez (Mâide Sûresi, âyet: 105).
Kur'ân Nedir ? (1) - 24/08/2014
Bugünün müslüman topluluklarının Kur'ân denince ne anladıklarını ve tatbikattaki durumun ne olduğunu kısaca gözden geçirmekte fayda vardır.
Güç Kaynaklarımız - 24/08/2014
Her milletin, mâddi ve ma'nevi olmak üzere birtakım kuvvet kaynakları vardır.
Neden Helva Yapamıyoruz? - 24/08/2014
Un hazır, şeker hazır, yağ hazır, hepsi hepsi hazır, fakat biz bu hazır malzemeleri uygun biçimde kullanarak bir türlü helva yapamıyoruz. Acaba neden?
 Devamı
Köşe Yazıları
Hava Durumu
Anlık
Yarın
30° 32° 23°
Saat